Tarih: 16 Mayıs 2015 Saat: 18:28

Akıl ile ilgili deyimler nelerdir






Akıl ile ilgili deyimler
İnsanların diğer canlılardan farkı akılları olmasıdır.Akıl demek düşünebilmek ve karar vermek,fikir yürütmek anlamlarına gelmektedir.
akıl hakkında deyimler
* akıl almak: danışmak, görüş almak.

* akıl almamak: inanılacak gibi olmamak, akla uygun gelmemek.

* akıl bırakmamak: kafa karıştırmak.

* akıl danışmak: bir konuda birinin görüşünü sormak: “O cinayeti işlemeden evvel gelip bize akıl mı danıştın?” -P. Safa.

* akıl durdurmak: bir şey çok şaşırtıcı olmak, insanı şaşırtmak.

* akıl erdirememek (ermemek): 1) ne olduğunu anlayamamak, sırrını çözememek: “Çalıştıkça da borcumuz azalacağına artıyor, işte buna bir türlü akıl erdiremiyorum.” -Halikarnas Balıkçısı. 2) kabul edememek.

* akıl erdirmek: ne olduğunu anlamak, sırrını çözmek: “Yaşadığımız müddetçe bu muammaya akıl erdirmek bizim için pek kabil değildi.” -H. C. Yalçın.

* akıl ermek: anlamak, çözmek.

* akıl etmek: herhangi bir önlem veya çareyi zamanında düşünmek: “Duvar saatine bakmayı akıl ettiğinde ise zihni adamakıllı bulandı.” -İ. O. Anar.

* akıl havsala almamak: akla mantığa sığmamak: “Artık bu kadarını akıl havsala alamaz.” -R. H. Karay.

* akıl hocalığı taslamak: bir işte doğruyu, iyi olanı gösterdiğini sanmak: “Burada akıl hocalığı taslıyorum ama ben böyle akılsızlıkları çok yapıp birkaç kere sorunla karşılaştım.” -R. Erduran.

* akıl işi değil: “akla uygun değil, doğru değil” anlamında kullanılan bir söz.

* akıl öğretmek: birine nasıl davranacağını göstermek, yol göstermek, akıl vermek: “Sana ne oluyor? Akıl öğretecek sen mi kaldın?” -N. Hikmet.

* akıl vermek: akıl öğretmek.

* akıl yürütmek: 1) herhangi bir konuda fikir vermek; 2) tahminde bulunmak.

* akılda tutmak: unutmamak.

* akıldan çıkarmak: 1) düşünmemek; 2) unutmak.

* akıllı geçinmek: kendini çok akıllı sanmak: “Akıllı geçinen kadınlardan beklenebilecek tepkileri vermedi hiç.” -R. Erduran.

* akıllı olmak: gerçeklere uygun davranmak: “Mesut olmak için akıllı olmak kifayet eder, baht, talih bunlar boş şeydir!” -M. Ş. Esendal.

* akıllılık etmek: 1) yerinde ve uygun davranmak; 2) uyanık davranmak.

* akılsızlık- akılsızlık etmek: düşüncesiz ve yersiz davranmak.

* akla (akıllara) durgunluk vermek: hayranlık uyandırmak: “Fatih Sultan Mehmet Han hazretlerinin akıllara durgunluk veren bir fetihle Osmanlı mülkü hâline getirdiği İstanbul dünyanın en güzel, en harikulade şehridir.” -B. Akyavaş.

* akla fenalık vermek: çok şaşırtmak, çıldırtmak, zıvanadan çıkarmak: “Aman ya Rabbi, akla fenalık verecek hadiseler bundan sonra başladı.” -R. H. Karay.

* akla gelmek: hatırlamak.

* akla gelmemek: 1) hatırlanamamak; 2) olabileceğini düşünmemek.

* akla hayale gelmemek: inanılmamak: “En akla hayale gelmeyen şeylere dikkat eder, bunları derler toplar ve umumi büyük neticeler çıkarır.” -N. Hikmet.

* akla sığar gibi: aklın kabul edebileceği bir biçimde, makul: Söyledikleriniz akla sığar gibi değil.

* akla sığmamak: inanılacak gibi olmamak, akla uygun gelmemek: “Ismarlama bir hükümdar soyu bulmak ve yaratmak pek akla sığacak bir yol görünmüyordu.” -H. C. Yalçın.

* aklı almamak: 1) biri bir şeyi anlayamamak, kavrayamamak; 2) bir şeyin olabileceğine inanmamak; 3) uygun bulmamak: Çocuğun bu geç saatte evden izinsiz çıkıp gitmesini aklım almıyor.

* aklı başına gelmek: 1) davranışlarının yanlışlığını sezerek doğru yolu bulmak: “O zaman her şey düzelir, erkeğin de aklı başına gelir.” -P. Safa. 2) ayılmak, kendine gelmek: “Bir hastalık hâli olduğu anlaşılan bu ilk sersemlikten sonra yavaş yavaş aklı başına gelmektedir.” -R. N. Güntekin.

* aklı başından gitmek: çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak: “El âlemin çocuklarının tek evladını paraladıklarını düşündükçe aklı başından gidiyordu.” -E. Şafak.

* aklı başka yerde olmak: başka şeyler düşünmek: “Affet Kâmuran, aklım başka yerdeydi.” -R. N. Güntekin.

* aklı bir (beş) karış yukarıda (havada) olmak: değişik sebeplerden dolayı dengeli düşünemez durumda olmak.

* aklı (bir şeye) takılmak: zihni bir şeyle sürekli olarak uğraşmak: “Aklı bir şeye takılmış gibiydi komiserin, konuşuyor boyuna.” -N. Hikmet.

* aklı bir yerde olmak: bir iş yaparken başka bir şey düşünmek: “Aklı hep evde, Gülsüm’deydi.” -Ö. Seyfettin.

* aklı bokuna karışmak: kaba korkudan şaşırıp ne yapacağını bilememek.

* aklı çıkmak: sonucun kötü olacağını düşünerek korkuya kapılmak: Para harcayacak diye aklı çıkıyor.

* aklı dağılmak: düşünceyi belli bir konu, sorun üzerinde toplayamamak.

* aklı durmak: düşünemez bir duruma gelmek, şaşırmak.

* aklı ermek: 1) anlayabilmek: “Bir sihirbaz inceliği ile başlayan iş, bir hamal kabalığı ile bitirilmeli ki neticeye aklı ersin.” -N. F. Kısakürek. 2) akılca olgunlaşmak: “Aklı her şeye eriyor, eli her işe yatıyor.” -A. İlhan.

* aklı fikri bir şeyde olmak
düşüncesini bir konuda yoğunlaştırmak: “Aklı fikri bostanda olduğu için bunlardan nasıl ayrılacağını tekrarlıyordu.” -O. C. Kaygılı.

* aklı gitmek: 1) şaşırmak, korkmak; 2) çok beğenmek, bayılmak: “Leman’ın aklı gitti bu anda sinemaya.” -N. Hikmet.

* aklı kalmak: beğendiği bir şeyi düşünmekten kendini alamamak.

* aklı karışmak: ne yapacağını bilememek, şaşırmak, bocalamak.

* aklı kesmek: 1) anlamak, idrak etmek; 2) bir şeyin olabileceğine inanmak: “Ağzımı aradı, rahat mıydım, burada okuyacağımı aklım kesmiş miydi?” -A. Kutlu.

* aklı kesmemek: 1) anlayamamak, idrak edememek; 2) sonucu tahmin edememek.

* aklı sonradan gelmek: 1) verdiği kararın yanlış olduğunu anlayıp vazgeçmek; 2) bir şeyi sonradan hatırlayarak yapmak.

* aklı yatmak: anlamaya başlamak, olacağına inanmak: “Söylediklerimin doğru olabileceğine aklı yatmaya başladı.” -A. Ümit.

* aklı zıvanadan çıkmak: delirmek, aklını oynatmak.

* aklıma gelen başıma geldi: “olmasından korktuğum şey oldu” anlamında kullanılan bir söz.

* aklın süzgecinden geçirmek: etraflıca düşünmek, çok iyi muhakeme etmek: “Aklın olmadıktan sonra istediğin denli deneylerden geç. O deneyleri aklın süzgecinden geçirmedikten sonra.” -M. İzgü.

* aklına bir şey gelmek: hatırlamak.

* aklına düşmek: 1) hatırlamak: “Kırmızı gül goncasına kavuştu / Sılada sevdiğim aklıma düştü” -Halk türküsü. 2) kafasında bir düşünce doğmak.

* aklına esmek: daha önce düşünmemiş olduğu şeyi birden yapmaya karar vermek: “O da, aklına ne eserse işleyen biri.” -N. F. Kısakürek.

* aklına gelmek: 1) hatırlamak, anımsamak: “Kız kaybolduktan sonra aklına geldi babası olduğu.” -A. Ümit. 2) bir şeyi yapmayı düşünmek, tasarlamak: “Bu düşünce aklına gelince delikanlı hemen söze başladı.” -N. Hikmet.

* aklına getirmek: 1) hatırlatmak; 2) olabileceğini düşünmek: “Ve birdenbire o kendini, şimdiye kadar gelmediği, böyle olacağını aklına bile getirmediği bir yerde buldu.” -N. Hikmet.

* aklına sığdırmak: bir şeyin olabileceğine inanmak, aklı almak.

* aklına sığmamak: 1) anlayamamak, kavrayamamak; 2) olabileceğine inanmamak.

* aklına takmak: sürekli olarak bir şeyi düşünmek, bir düşünceye saplanıp kalmak: “Tartışma, grevin nereden çıktığını aklına takanlar yüzünden büyüyüp genişledi.” -N. Uygur.

* aklına turp sıkayım: aklına şaşayım: “Bu soğukta vapurun burasında oturmayı akıl edenin aklına turp sıkayım.” -S. F. Abasıyanık.

* aklına uymak: başka birinin düşüncesine göre iş yapmak, davranmak: “Zaten bizim Hacer’in aklına uydum da geldim.” -N. Hikmet.

* aklına yatmak: doğru olduğunu kabul etmek: “Söyledikleri aklıma yattı, eli ayağı düzgün, iyi bir Türk kızı bulup evlenebilir, geç de olsa çoluk çocuğa karışabilirdim.” -A. Ümit.

* aklına yelken etmek: düşüncesizce davranmak veya aklına geleni hemen yapmak.

* aklında kalmak: 1) hatırlamak: “Aklımda kaldığına göre, Raşit çocukla aramızda ancak iki üç aylık bir fark var.” -R. N. Güntekin. 2) unutamamak.

* aklından çıkarmamak: sürekli hatırlamak, unutmamak: “Ben senin yengenim, amcanın karısıyım, bunu sakın aklından çıkarma!” -P. Safa.

* aklından çıkmak: unutmak.

* aklından geçirmek: bir şeyi yapmayı düşünmek, tasarlamak: “Aklından geçirdiği gerçekmiş gibi telaşlanmıştı.” -N. Cumalı.

* aklından geçmek: düşünmek.

* aklından zoru olmak: akla sığmayacak işler yapmak.

* aklını başına almak (toplamak, devşirmek): akılsızca davranışlarda bulunmaktan kendini kurtarmak: “Burası Ankara değil, aklını başına al, uslu otur.” -R. H. Karay.

* aklını başka yere vermek: konuşulan konudan başka bir şey düşünür olmak.

* aklını (bir şeyle) bozmak: bir şey üzerine çok düşerek hep onunla uğraşıp durmak.

* aklını devşirmek: aklı başına gelmek.

* aklını kaçırmak: 1) delirmek: “Cesareti de adamakıllı kırılmış, aklını kaçıran babasının hâli onu perişan etmişti.” -İ. O. Anar. 2) gereksiz, yersiz iş yapmak.

* aklını kullanmak: iyice düşünüp taşınarak hareket etmek: “Hayatta güçlü olacaksın, parasız kalmayacaksın, aklını kullanacaksın.” -Ü. Dökmen.

* aklını oynatmak: çıldırmak: “Allah Allah, bu adam gittikçe aklını oynatıyor.” -Y. Kemal.

* aklını peynir ekmekle yemek
alay akılsızca ve düşüncesizce davranışta bulunmak.

* aklını şaşırmak: yerinde olmayan bir iş yapmak, yersiz düşünmek: “Bu kadar genç bir kızla evlenmek için Şakir amca aklını şaşırdı herhâlde.” -P. Safa.

* aklını takmak: aklına takmak.

* aklını yormak: hatırlamaya çalışmak, zihnini zorlamak: “Aklını yorma, bulamazsın.” -R. N. Güntekin.

* aklının ayarını bozmak: doğru düşünemez, davranamaz duruma gelmek: “Âşık olunca aklının ayarını bozanları çok gördüm ama Ethel benliğini yitirmişti düpedüz.” -E. Şafak.

* aklının bir köşesine yazmak
ileride hatırlamak üzere belleğine almak.

* aklının köşesinden geçmemek: hiçbir zaman düşünmemek: “Rahmetliyi suçlamak aklımın köşesinden geçmez.” -H. Taner.

* aklının terazisi bozulmak: akıllıca olmayan davranışlarda bulunacak bir duruma düşmek.

* aklının ucundan bile geçirmemek: hiçbir biçimde düşünmemek.

* aklınla bin yaşa: herhangi bir sorun karşısında hemen çözüm üreten kişiye bu özelliğinin beğenildiğini belirtmek için kullanılan bir söz.

* (bir iş) akıl kârı olmamak: akıllı bir kişinin yapacağı iş olmamak: “Bunu sormadım; akıl kârı olmadığından soramazdım, zaten.” -R. H. Karay.

* (bir şey) akılda kalmak: akılda yer etmek, unutulmamak.

* (bir şey) akıldan çıkmak: unutulmak.

* (bir şey birinin) aklını başından almak: bir şey birini düşünemeyecek bir duruma getirmek, çok şaşırtmak: “Beyim böyle latife olur mu? Aklımızı başımızdan aldınız diye isyan etti.” -R. N. Güntekin.

* (bir şey birinin) aklını çalmak: ilgisini aşırı derecede çekmek.

* (bir şeye) akıl sır ermemek: bir işin niteliğini, gizli yönlerini anlayamamak.

* (bir şeyi) aklına koymak: 1) bir şeyi yapmaya kesin olarak karar vermek: “Fakat Ömer birinci mevkiye oturmayı aklına koymuştu.” -N. Hikmet. 2) çok istemek: “Bir düşünsün, meslekte kalmayı aklına koyuyorsa gecikmesin, vardiyaya buyursun.” -Z. Selimoğlu.

* (bir şeyi) aklında tutmak: 1) bellemek; 2) unutmamak: “Nasıl aklında tutar bilinmez, gelmiş geçmiş onca başbakanın adlarını sayar.” -M. İzgü.

* (birinde) akıl terelelli (olmak): pek delişmen, kendisinden ciddi bir düşünce, davranış beklenmeyen kimseler için kullanılan bir söz.

* (birinin) aklına koymak: bir kimse birine, bir şey telkin etmek.

* (birinin) aklını çelmek: 1) niyetinden, kararından caydırmak: “Böyle olursa zamanla kızının aklını çelmek kolaylaşırdı.” -N. Cumalı. 2) ayartmak, baştan çıkarmak: “Hasan gelip Reha Bey’in, beni filan gazinoda beklediğini söyleyerek aklımı çeliyordu.” -O. C. Kaygılı.

* (birinin) aklını karıştırmak: birini ne yapacağını bilemez duruma getirmek, şaşırtmak, bocalatmak.

* insanda akıl bırakmamak (koymamak): düşünceleri karmakarışık yapmak, kararsızlığa yol açmak.

Sponsorlu Bağlantılar


Önceki yazımız Arkadaşlık ile ilgili deyimler konulu makalemizi okudunuız mu?


Henüz yorum yok

Yorum Bölümü

Google Arama

Sitede Ara


Sponsorlu Bağlantılar



Sponsorlu Bağlantılar

Hatayın Starı